Ağlamadık, gözümüze medeniyet kaçtı: "Oslo"

Yazının başlığından da anlaşılabileceği üzere evet, kendi adıma konuşmam gerekirse eğer, daha önce hayatımda hiç bu kadar medeni bir şehir gördüğümü hatırlamıyorum.

Oslo ile ilgili aklında ne kaldı diye sorarsanız eğer, verebileceğim yanıt: "Medeni ve pahalı" olurdu herhalde.

Bilet ücreti daha uygun fiyata geleceği için 26 Ekim`de gece 9 uçağıyla Oslo`ya hareket ettik. Seyahatimiz yaklaşık 2 saate yakın sürdü. Ayrıca hamileliğimin 4. ayında olduğum için de uçak yolculuğunun bana yaramayacağından biraz endişeliydim açıkçası ama çok şükür  bir aksilik yaşamadan gece 12`ye doğru uçağımız Oslo`ya indi.

Hava alanından ekpress trenle şehir merkezine doğru ikinci yolculuğumuza çıktık. Tren bileti kişi başı yaklaşık 125 TL`ydi. Sanırım Ekspress olması da bir parça pahalı olmasında etkendi.

Şehir merkezinde yer alan otelimize doğru ilerlerken, gözüme ilk çarpan şey havanın inanılmaz taze ve güzel kokuyor oluşuydu. Ağaçların kokusu da ayrı bir güzellik katıyordu havanın kokusuna.

Çevremi incelerken oldukça soğuk olan havada kısacık şortlarla gezen insanlar gördüm. Üstüm en az 2 kat olmasına rağmen içten içe soğuktan titrerken nasıl olur da bu insanlar kısacık şortlarla zerre üşümeden sokakta gezebiliyorlar gerçekten hala anlamış değilim.

Durumu çok da sorgulamadan otelimize giriş yaptık. Bizi Somalili güler yüzlü bir otel çalışanı karşıladı, doğma büyüme Osloluymuş.  Türk pasaportlarını görünce en yakın arkadaşının bir Türk olduğunu  ve Türkleri çok sevdiğini bize söyledi ve hemen bize su ikram etti.

Yüzümüzde tatlı bir tebessüm odamıza çıkıp dinlendik.

________________________________

OSLO`DA İLK GÜNÜMÜZ

Kısıtlı olan gezi süremizi iyi değerlendirebilmek için  erken saatlerde kalkıp hazırlandık ve otelin kahvaltı salonuna indik. Kahvaltı oldukça başarılıydı. Kahvaltının bana en enteresan gelen tarafı, sabahın köründe,  kahvaltıda birkaç balık çeşidinin de olmasıydı. Düşünsenize, en az 3 çeşit hazırlanmış yumurtaların  yanında balıklar da servis ediliyor. Sanırım en büyük meydan okumalarımdan biriydi. Hamileliğimden dolayı ilk 3 ay gerçekten büyük sıkıntılar çektim ve yeni yeni bulantı ve istifralarım geçmişken, karşılaştığım bu durum, havaya karışan balık ve yumurta kokuları, beni biraz zorlamış olsa da sağlam bir kahvaltıyla hemen yola koyulduk.

Kuzey soğuğunu iliklerime kadar hissettim. Biraz geç olsa da yeni yeni sorguluyorum neden atkı, bere ve eldivenlerimi de yanıma almadım diye. Norveç`ten döneli nerdeyse bir hafta oldu ve bademcik enfeksyonu, burun akıntısı...allah ne verdiyse mücadelesini veriyorum rahatsızlığımın şu an. O değil, antibiyotik de alamıyorum, çektiğim azabı siz düşünün.


Turistlerin ilgi odağı oldular haliyle


Neyse, dışarı çıktık ve otelimizden şehir merkezine oradan da deniz kıyısına doğru yürümeye başladık. İzmirli olarak deniz hasretimi bastırmak için koşa koşa gittiğim deniz kenarında buz dağını andıran yapısıyla opera binası belirdi. Opera binası ve yüzsüz martıları. Resmen her fotoğraf kareme arsız bir şekilde gagalarını soktular. Abartmıyorum gerçekten arsızlar:D




Altyazı gibi geçmesi



















Opera binasının bence çok da bir esprisi yok. Mimari açıdan evet farklı ama bence inanılmaz göz yorucu. Bir de Oslo`da tarihi dokuyu açıkçası oldukça az hissettim ben. Belli başlı yerler harici genelde hep modern binalar mevcut şehirde ve sürekli yenileri yapılıyor. Opera binasını gezerken bile binanın arkasında hummalı bir inşaat çalışması vardı mesela.








Opera binasını turladıktan sonra deniz kıyısından yolu takip ederek karşı tarafın sahiline ulaştık. Bu sahilde gemiler ve lüks yatlar direkt göze çarpıyordu. Zaten gemi ve yat yapımında Norveç okuduğuma  göre ( ve gözlemlerime de dayarak söyleyebilirim)  ciddi anlamda  tur bindirmiş durumda. İnsan gerçekten büyüleniyor ama olsun o kadar... Koskoca Viking torunları sonuçta:D

Sahil gezimiz sırasında normalde ertesi gün için planladığımız gemi turunu birgün öncesinde yapmaya karar verdik.

Bindiğimiz,  tam gemi olmayan fakat küçük de sayılmayacak yelkenliyle denize açıldık. Rehberimiz  gezimiz sırasında bize fiyortlar hakkında bilgiler verdi. Sadece coğrafya derslerinde duyduğum fiyortları kanlı canlı gözlemlemek ayrıca bana haz verdi, derken birden havanın giderek soğuduğunu fark ettim. Yelkenlinin üstü zaten tamamen açıktı. Oturma yerlerine sadece polar battaniye serpiştirilmişti ve her masada yanan gaz lambaları vardı. İlerleyen her dakika benim için ızdıraba dönüşmeye başlıyordu; soğuktan resmen algılama hızım düşmüştü. Bu soğukta neden böyle bir tura katıldık o da tartışma konusu gerçi:D Neyse birkaç tane fotoğraf çekebilmeyi başarmışım o ara yine de:)

sevdiceğimin gözünden



Soğuğa dayanamayan insanlar çareyi yelkenlinin kapalı alanına sığınmakta buldu. Fotoğrafta gördüğünüz kişi yelkenliye tişört ve şortla binmişti ve son hali herkesten daha içler acısıydı:D
Gezinin ardından biraz ısınma amacıyla alışveriş merkezine gittik. Burada hem biraz dinlenip hem de ısındıktan sonra karnımızı doyurmak için daha önceden internette araştırdığımız efsane bir mekana doğru yola koyulduk.




Mekanın özelliği, neredeyse bütün dünya mutfaklarını aynı çatı altında bulabiliyor olmanız. Youtube dan yaptığımız bir iki araştırma neticesinde mekanda balık çorbasının favori yemeklerden biri olduğu öğrendik ve denemek için içeri daldık.


Eşim balık çorbası, ben de Cod balığı ( moringa balığına benzeyen  beyaz etli okyanus balığı) denedik.


Sunumun güzelliği:)


Mekandan birkaç tane de fotoğraf paylaşmak isterim :)










Portekiz`de yediğimiz Belem Turtası asla olamaz tabii o ayrı:)


OSLO`DA İKİNCİ GÜNÜMÜZ

İkinci günümüz ağırlık olarak şehri turlama ve sergi gezisi ile geçti. Sergi gezimizin birinci önceliği çığlık tablosunu kanlı canlı görebilmekti aslında:) Bu arada öğrendim ki aslında çığlık tablosunun 3 versiyonu mevcut imiş. Bir pastel boya, iki yağlı boya versiyonu. Bizim gördüğümüz  ilk yağlı boya versiyonuydu. 



Bu arada beni etkileyen Sohlberg tablolarını   paylaşmam gerekirse:








Bu arada bölümleri gezerken ortasında heykel bulunan ve dilerseniz çizim yapabileceğiniz bir yere de denk geldik. Odada ağırlık olarak çocuklar vardı ve her biri kendi çapında bir şeyler çizmeye çalışıyordu. 




Biz de ucundan çizim yapmayı denemedik değil:)

Sergi sonunda karnımızı doyurmak için deniz kenarında huzurlu bir köşe bulduk kendimize. Norveç`e geldiysek tabii ki deniz ürünleri denenmeliydi:) benim için tek olumsuz tarafı, yediğim balıkların hepsi soğuk su balığı olduğu için haliyle epeyce yağlı olmalarıydı. Herr ne kadar yemeklerden sonra bariz bir hazımsızlık çekmiş de olsam sanırım buna değerdi:)



ve günü böylece noktalamış olduk. Biraz daha şehir turu yaparak şehri gece de tanımaya çalıştık. Soğuk olmasının da etkisiyle olsa gerek, belli bir saatten sonra haftasonu bile olsa dışarıda insan bulmak oldukça zordu.


Yorumlar

Yorum Gönder